Eteklerimden dökülen gece
bu kapının ardına akıyor
geceleri iç çekmeleri denizi
kulaçlarım memleket meselesi
ve yine;
iç çekmesi bir şairi;
mut
-
20 Aralık 2013 Cuma
12 Ekim 2013 Cumartesi
Kırık
Gönlüm kırılınca gideceğim tek bir yer vardı. Bilir, beni bilen. İki salıncağın tekini zaten kırmıştı bir vefasız, şimdi diğeri de yok. Çok acıttı. Giderdim, Atilla İlhan dinlerdim, kalbimi inkar ederdim bende. İnkar ederdim. Dua
ederdim. Uzak olan ışığa, içimdeki denize bakardım. Yağmur yağardı. Yıkanırdı içimdeki acı. Geçerdi. Şimdi gidecek yerim kalmadı sanki. Gitsem, kırık olanı göreceğim. Nasıl tamir oluruz? Gidemiyorum.
ederdim. Uzak olan ışığa, içimdeki denize bakardım. Yağmur yağardı. Yıkanırdı içimdeki acı. Geçerdi. Şimdi gidecek yerim kalmadı sanki. Gitsem, kırık olanı göreceğim. Nasıl tamir oluruz? Gidemiyorum.
18 Eylül 2013 Çarşamba
Güneşi Doğurabilirdim
dışarıdaki gün benim olsaydı eğer
senin için güneşi doğururdum
sonra belki elmacık kemiğinden öperdim
öperdim eğer eylül benim olabilseydi
gregoryen'in 264. gününe varamadan
güneşe hazırlanabilseydim ve yürüyebilseydim
sonsuzluğuna denk düşerdim
güneşe karşı durduğumuz sabah
kedinin güvercini yakalamasından belliydi her şey
-ağlamamalıydım-
ağlanmamalı sevgilim
dediğin gibi her şey olması gerektiği gibi
-böyle gerekti-
bu korkunç eylül hüzünleri
bir çocuğun elini bırakıyor kalabalıkta
kalabalıkta sevgilim, gregoryenin 264'üne yaklaşırken
gidilen bir yol gibiyim
Farid Farjad istanbulunda bu sabah
her şey olması gerektiği gibi
bir kez öpebilseydin parmakuçlarımı
gregoryenin bütün günleri bizimdi,
ellerim senin
bu eylül benim ruhumu yine kendime bağışladığı
yine yitik
ve ben en çok seni doğurdum kendi içime
bu eylül'de son
-son
senin için güneşi doğururdum
sonra belki elmacık kemiğinden öperdim
öperdim eğer eylül benim olabilseydi
gregoryen'in 264. gününe varamadan
güneşe hazırlanabilseydim ve yürüyebilseydim
sonsuzluğuna denk düşerdim
güneşe karşı durduğumuz sabah
kedinin güvercini yakalamasından belliydi her şey
-ağlamamalıydım-
ağlanmamalı sevgilim
dediğin gibi her şey olması gerektiği gibi
-böyle gerekti-
bu korkunç eylül hüzünleri
bir çocuğun elini bırakıyor kalabalıkta
kalabalıkta sevgilim, gregoryenin 264'üne yaklaşırken
gidilen bir yol gibiyim
Farid Farjad istanbulunda bu sabah
her şey olması gerektiği gibi
bir kez öpebilseydin parmakuçlarımı
gregoryenin bütün günleri bizimdi,
ellerim senin
bu eylül benim ruhumu yine kendime bağışladığı
yine yitik
ve ben en çok seni doğurdum kendi içime
bu eylül'de son
-son
27 Ağustos 2013 Salı
Hayır Hiç Yadırgamıyorum
hayır hiç yadırgamıyorum
hayır hiç yadırgamıyorum
niye yadırgayacakmışım hem
sen bana inanırsın temmuzun ortalarıydı
aldanacak bir şey yoktu, olmadı
gel demek neyse, su içmek neyse
geldimse, bir bardak suyu içtimse
hepsi de aynı şeydi aşağı yukarı.
ilk duydum, bir daha duymadım yağmurlar yağmadığını
sonradan çizik çizik oldu neye baktımsa
sevda
bir işe benziyordu tahta tezgahta
kirpikleri anımsatan, çocukların çizdiği güneşleri anımsatan
en çok da ellerin üstündeki kılcal damarları
sözgelimi yontardım, eğip bükerdim bir geceyarısını
ben öyle olağan şeyleri pek sevmem
içkisiz günlerimizi anımsa
bindiğimiz hangi kalyondu ve anlatsana
baş yanı bir köpekbalığının dişlerinden
arkası bir mırıldanma
bakkal çırağına benzer bir şeydi yokuş aşağı inen
içinde yağ paketleri, peynir
maydanozlar görünen
elinde bir sepetle oydu
ve işin en önemli tarafı
sana söylenecek her şey söylenmiş olurdu
boşuna mıydı yoksa nedensiz gülmelerim
bir yandan yüreğim daraldıkça
tam dediğim gibi
bir daha karşılaşmamak
bize özgü bir çoğulluktu.
şimdi bu akşamüstlerini niye sevmiyorum
ne bileyim ben neden
üstelik bir sap menekşe iliştirmiş ağzına
gidip geliyor durmadan
sabahla akşam arasında
deniz ötemde
deniz içimde
hayır hiç yadırgamıyorum yokluğunu
sarılıp gövdesine sımsıkı
bir kadın kendini doğurabilir isterse
Edip Cansever
hayır hiç yadırgamıyorum
niye yadırgayacakmışım hem
sen bana inanırsın temmuzun ortalarıydı
aldanacak bir şey yoktu, olmadı
gel demek neyse, su içmek neyse
geldimse, bir bardak suyu içtimse
hepsi de aynı şeydi aşağı yukarı.
ilk duydum, bir daha duymadım yağmurlar yağmadığını
sonradan çizik çizik oldu neye baktımsa
sevda
bir işe benziyordu tahta tezgahta
kirpikleri anımsatan, çocukların çizdiği güneşleri anımsatan
en çok da ellerin üstündeki kılcal damarları
sözgelimi yontardım, eğip bükerdim bir geceyarısını
ben öyle olağan şeyleri pek sevmem
içkisiz günlerimizi anımsa
bindiğimiz hangi kalyondu ve anlatsana
baş yanı bir köpekbalığının dişlerinden
arkası bir mırıldanma
bakkal çırağına benzer bir şeydi yokuş aşağı inen
içinde yağ paketleri, peynir
maydanozlar görünen
elinde bir sepetle oydu
ve işin en önemli tarafı
sana söylenecek her şey söylenmiş olurdu
boşuna mıydı yoksa nedensiz gülmelerim
bir yandan yüreğim daraldıkça
tam dediğim gibi
bir daha karşılaşmamak
bize özgü bir çoğulluktu.
şimdi bu akşamüstlerini niye sevmiyorum
ne bileyim ben neden
üstelik bir sap menekşe iliştirmiş ağzına
gidip geliyor durmadan
sabahla akşam arasında
deniz ötemde
deniz içimde
hayır hiç yadırgamıyorum yokluğunu
sarılıp gövdesine sımsıkı
bir kadın kendini doğurabilir isterse
Edip Cansever
10 Temmuz 2013 Çarşamba
20
Unutmak. Kutsal topraklarıma unuttuğum zamanlarda
ve unutulduğumu en kahverengiyle içime çektiğimde giderim.
Giderim. Kalarak.
Sonra İçimin mavisi azalır.
Kahverengi
çoğalır nefesimde.
Kaç kişinin çam ağacı olduğunu bilmiyorum.
Benim her unuttuğumda sarıldığım çam ağacım var
Tek rüzgarda bir kahverengi.
geç kaldığımda, geç kalınmışlıklara yolculuk burası.
Ölü sayısı yaşayandan fazla burada
Bu devir ölülerin huzur verdiği devir
İçimin mavisi tükendi tükenecek
o zaman kaç olmayan kişinin doğum gününü hatırlayacağım
Mavi
yok.
Temmuzun mavisi yarısından on gün önce yok olmuş.
İçimin mavisi
yok
olmuş
ve unutulduğumu en kahverengiyle içime çektiğimde giderim.
Giderim. Kalarak.
Sonra İçimin mavisi azalır.
Kahverengi
çoğalır nefesimde.
Kaç kişinin çam ağacı olduğunu bilmiyorum.
Benim her unuttuğumda sarıldığım çam ağacım var
Tek rüzgarda bir kahverengi.
geç kaldığımda, geç kalınmışlıklara yolculuk burası.
Ölü sayısı yaşayandan fazla burada
Bu devir ölülerin huzur verdiği devir
İçimin mavisi tükendi tükenecek
o zaman kaç olmayan kişinin doğum gününü hatırlayacağım
Mavi
yok.
Temmuzun mavisi yarısından on gün önce yok olmuş.
İçimin mavisi
yok
olmuş
11 Haziran 2013 Salı
14. Gün, 11 Haziran 2013: “Buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.”
Taksim Dayanışması’nın Basın Açıklaması(14. Gün, 11 Haziran 2013)
Taksim Gezi Parkı’na 14. Günde, Gezi Parkı için direnenlere yanıt yine polis panzeri ve gazla geldi! 10 gün önce sabah 05.00’te Gezi Parkına yapılan polis baskını ile bugün yapılan arasında sadece saat farkı bulunuyor. Bu kez 07.00’de yapılarak fark yaratılan polisin Taksim’in fethi harekatında yine onlarca yaralı ve toplumu endişeye sevk eden bir polis ablukası var. Polis ablukasının olduğu yerde demokrasiden, diyalogdan söz edilemez.
Taksim Dayanışması’nın yurttaşlarımızın ortak dileği haline gelen taleplerine hiçbir yanıt verilmemişken, İki haftadır omuz omuza her türlü dayanışmayı gösteren Gezi Parkı direnişçileri arasında parkçı-marjinal ayrımı yapılmasından medet umuluyor. Kimse parkına ve yaşamına sahip çıkanları ayrıştırmaktan medet ummasın. Biz bir arada durmaya ve haklı, meşru taleplerimizi dayanışma ile örmeye devam edeceğiz.
Oysa, Taksim Gezi Parkı’nı betonlaştıracak proje ortaya çıktığı günden bu yana kamuoyu oluşturma adına mücadele eden, parkına ve meydanına sahip çıkan, iş makinalarının önüne yatan, parkta sabahladığı için polis şiddetine maruz kalan; gece gündüz Taksim başta olmak üzere ülkenin her yanında parkı ve yaşam alanlarını savunanlara yönelik polis şiddetini kendisine yapılmış olarak kabul eden milyonlarca yurttaşımızın duygu ve taleplerini yansıtan TAKSİM DAYANIŞMASI olarak; mücadelemizin karalanmasına izin vermeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Kamuoyunun yakından takip ettiği üzere, Taksim Dayanışması heyeti Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la görüşmüş ve taleplerini kendisi aracılığıyla hükümete iletmiştir. Bu görüşmenin ardından iletilmiş taleplere dair hiçbir açıklama yapılmamışken yeni ve nasıl oluşturulduğu belirsiz bir heyetle görüşmek, samimi bir diyalog çabasından ziyade kamuoyunu yanıltmaya ve milyonların günlerdir ülkenin dört bir yanında haykırdığı meşru ve demokratik taleplerin altını boşaltmaya yöneliktir. Bu gün yapılan polis çıkarması ise iktidarın niyetini ve halka karşı tutumunun en açık ifadesidir.Talepler ortadadır. Muhatap bellidir. Taksim Dayanışmasıdır.İki haftadır, şiirleri, şarkıları ve sloganlarıyla bir arada halay çeken, kadını genci, lgbt bireyi, emekçisi, inananı ve inanmayanıyla Taksim gezi parkı ve alanında demokratik tepkisini gösteren yüzbinlerin, başta Kızılay olmak üzere ülkenin 77 ilinde sokakta talepleri haykıran milyonlarca yurttaşımızın taleplerini reddeden, kendi yurttaşlarını tehdit eden, alternatif mitingler düzenleyerek toplumsal kutuplaşmayı arttırmaya çalışan AKP iktidarından endişeliyiz.Parka karşı beton kışla, toplumsal barış talebine karşı polis saldırısı ve alternatif miting dışında somut adım atmayanların çok büyük bir vebal altına girdiklerini kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.Bir kez daha yinelemek istiyoruz. Parkına ve yaşamına sahip çıkanlarla polisi karşı karşıya getirmekten vazgeçin. Gözaltına alınanları serbest bırakın, iki haftadır süren polis şiddetinin sorumlularını görevden alın ve ilk ve en temel talebimiz olan GEZİ PARKININ 1 METREKARE OLSUN BETONLAŞTIRILMAYACAĞINI, PARK OLARAK KALACAĞINI RESMİ OLARAK AÇIKLAYIN…Ülkenin ve dünyanın dört bir yanında sahip çıkılarak meşruluğu tartışılmaz bir hal alan, açtığımız davalar ve uluslararası evrensel hukuk kriterleri açısından da en temel insan hakları ve demokrasi kriterleri açısında hukukiliği tartışılamayacak olan taleplerimizin takibinde ısrarcıyız.Gezi Parkına, Taksime sahip çıkan gençlerin, meydanları dolduran kadınların, gece gündüz nöbet tutanların, evinden kalbiyle destekleyenlerin yani halkın talepleri karşılanana kadar, toplumsal barışa yönelik adımlar atılıncaya kadar buradayız. Taleplerimiz görülünceye, somut adım atılıncaya kadar parkımıza ve meydanlarımıza tüm yurttaşlarımızla birlikte büyük bir dayanışma ile sahip çıkmaya devam ediyoruz.Saat 19.00’dan itibaren taleplere sahip çıkanları bekliyoruz.Buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.
TAKSİM DAYANIŞMASI
(Kaynak: soL haber portalı)
1 Haziran 2013 Cumartesi
Medyaya Düşman Yetişiyoruz...
Veysel Batmaz'ın MEME olarak adlandırdığı; Migros Medyası, Mainstream Media, Mümtaz Medya, Malum Medya, Marduk Medya, Maf-ü perişan Medya'ya düşman yetişiyoruz, evet.
Örgütlenme özgürlüğünün, vicdan ve ideoloji özgürlüğünün ve en önemlisi ifade özgürlüğünün olmadığı bir demokratik(!) ülke düşünün ve onun yanlı medyasını. Medyanın kendine düşman yetiştirilecek hale geldiği ortada.
Gezi Parkı eyleminde yaşananlar ve medyada bunların ne kadar yer aldığı da apaçık ortada. Sayın Başbakan: " Bazı medya kuruluşları halkı kışkırtıyor" diyor. Hangi medya kuruluşundan bahsediyor?
Sosyal medya kullanmayanların çoğu durumdan bihaber -hoş, sosyal medyayı da kendi çizgilerine sokma dertlerindeler ya!-
Enformasyon ile demokrasi arasındaki bağ tartışılmaz... Enformasyonu kitlelere iletmesi gereken yegane güç olan medya ise korkak! Medyanın doğru olmadığı hiçbir yerde ne hukuk ne siyasetten bahsedilebilir. Biz doğru olmayan bu medyaya düşmanız...

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

