11 Haziran 2013 Salı

14. Gün, 11 Haziran 2013: “Buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.”

Taksim Dayanışması’nın Basın Açıklaması(14. Gün, 11 Haziran 2013)













Taksim Gezi Parkı’na 14. Günde, Gezi Parkı için direnenlere yanıt yine polis panzeri ve gazla geldi! 10 gün önce sabah 05.00’te Gezi Parkına yapılan polis baskını ile bugün yapılan arasında sadece saat farkı bulunuyor. Bu kez 07.00’de yapılarak fark yaratılan polisin Taksim’in fethi harekatında yine onlarca yaralı ve toplumu endişeye sevk eden bir polis ablukası var. Polis ablukasının olduğu yerde demokrasiden, diyalogdan söz edilemez.
Taksim Dayanışması’nın yurttaşlarımızın ortak dileği haline gelen taleplerine hiçbir yanıt verilmemişken, İki haftadır omuz omuza her türlü dayanışmayı gösteren Gezi Parkı direnişçileri arasında parkçı-marjinal ayrımı yapılmasından medet umuluyor. Kimse parkına ve yaşamına sahip çıkanları ayrıştırmaktan medet ummasın. Biz bir arada durmaya ve haklı, meşru taleplerimizi dayanışma ile örmeye devam edeceğiz.
Oysa, Taksim Gezi Parkı’nı betonlaştıracak proje ortaya çıktığı günden bu yana kamuoyu oluşturma adına mücadele eden, parkına ve meydanına sahip çıkan, iş makinalarının önüne yatan, parkta sabahladığı için polis şiddetine maruz kalan; gece gündüz Taksim başta olmak üzere ülkenin her yanında parkı ve yaşam alanlarını savunanlara yönelik polis şiddetini kendisine yapılmış olarak kabul eden milyonlarca yurttaşımızın duygu ve taleplerini yansıtan TAKSİM DAYANIŞMASI olarak; mücadelemizin karalanmasına izin vermeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Kamuoyunun yakından takip ettiği üzere, Taksim Dayanışması heyeti Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la görüşmüş ve taleplerini kendisi aracılığıyla hükümete iletmiştir. Bu görüşmenin ardından iletilmiş taleplere dair hiçbir açıklama yapılmamışken yeni ve nasıl oluşturulduğu belirsiz bir heyetle görüşmek, samimi bir diyalog çabasından ziyade kamuoyunu yanıltmaya ve milyonların günlerdir ülkenin dört bir yanında haykırdığı meşru ve demokratik taleplerin altını boşaltmaya yöneliktir. Bu gün yapılan polis çıkarması ise iktidarın niyetini ve halka karşı tutumunun en açık ifadesidir.Talepler ortadadır. Muhatap bellidir. Taksim Dayanışmasıdır.İki haftadır, şiirleri, şarkıları ve sloganlarıyla bir arada halay çeken, kadını genci, lgbt bireyi, emekçisi, inananı ve inanmayanıyla Taksim gezi parkı ve alanında demokratik tepkisini gösteren yüzbinlerin, başta Kızılay olmak üzere ülkenin 77 ilinde sokakta talepleri haykıran milyonlarca yurttaşımızın taleplerini reddeden, kendi yurttaşlarını tehdit eden, alternatif mitingler düzenleyerek toplumsal kutuplaşmayı arttırmaya çalışan AKP iktidarından endişeliyiz.Parka karşı beton kışla, toplumsal barış talebine karşı polis saldırısı ve alternatif miting dışında somut adım atmayanların çok büyük bir vebal altına girdiklerini kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.Bir kez daha yinelemek istiyoruz. Parkına ve yaşamına sahip çıkanlarla polisi karşı karşıya getirmekten vazgeçin. Gözaltına alınanları serbest bırakın, iki haftadır süren polis şiddetinin sorumlularını görevden alın ve ilk ve en temel talebimiz olan GEZİ PARKININ 1 METREKARE OLSUN BETONLAŞTIRILMAYACAĞINI, PARK OLARAK KALACAĞINI RESMİ OLARAK AÇIKLAYIN…Ülkenin ve dünyanın dört bir yanında sahip çıkılarak meşruluğu tartışılmaz bir hal alan, açtığımız davalar ve uluslararası evrensel hukuk kriterleri açısından da en temel insan hakları ve demokrasi kriterleri açısında hukukiliği tartışılamayacak olan taleplerimizin takibinde ısrarcıyız.Gezi Parkına, Taksime sahip çıkan gençlerin, meydanları dolduran kadınların, gece gündüz nöbet tutanların, evinden kalbiyle destekleyenlerin yani halkın talepleri karşılanana kadar, toplumsal barışa yönelik adımlar atılıncaya kadar buradayız. Taleplerimiz görülünceye, somut adım atılıncaya kadar parkımıza ve meydanlarımıza tüm yurttaşlarımızla birlikte büyük bir dayanışma ile sahip çıkmaya devam ediyoruz.Saat 19.00’dan itibaren taleplere sahip çıkanları bekliyoruz.Buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.
       
TAKSİM DAYANIŞMASI
(Kaynak: soL haber portalı)

1 Haziran 2013 Cumartesi

Medyaya Düşman Yetişiyoruz...

Veysel Batmaz'ın MEME olarak adlandırdığı; Migros Medyası, Mainstream Media, Mümtaz Medya, Malum Medya, Marduk Medya, Maf-ü perişan Medya'ya düşman yetişiyoruz, evet. 


Örgütlenme özgürlüğünün, vicdan ve ideoloji özgürlüğünün ve en önemlisi ifade özgürlüğünün olmadığı bir demokratik(!) ülke düşünün ve onun yanlı medyasını. Medyanın kendine düşman yetiştirilecek hale geldiği ortada.
Gezi Parkı eyleminde yaşananlar ve medyada bunların ne kadar yer aldığı da apaçık ortada. Sayın Başbakan: "  Bazı medya kuruluşları halkı kışkırtıyor" diyor. Hangi medya kuruluşundan bahsediyor?


Sosyal medya kullanmayanların çoğu durumdan bihaber -hoş, sosyal medyayı da kendi çizgilerine sokma dertlerindeler ya!-
Enformasyon ile demokrasi arasındaki bağ tartışılmaz... Enformasyonu kitlelere iletmesi gereken yegane güç olan medya ise korkak! Medyanın doğru olmadığı hiçbir yerde ne hukuk ne siyasetten bahsedilebilir. Biz doğru olmayan bu medyaya düşmanız...

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Bak,Günaydın Getirdim



Tüberkülozlu bir cenin büyüyor sanatoryumda
adı:Uzay.mor, içinde yavruağzıyla
arnavutlu karaköy sokağında tanrının parmak izleri,
tini dağılmış içime yerleşmiş.
kaf dağının ardından gelen karanlık;
yıldızlar sıkıştı adanın tavanına pek çok
şairle
bulutları üfle
üfle ki dağılsın
-Bak,günaydın getirdim...


28 Mayıs 2013 Salı

“Don Draper’ların hükümdarlığı bitti.”

MediaCom’un Beyond Advertising toplantısında konuşan Sorrell, yaratıcılık ve medyanın daha ahenkli bir arada olabileceği döneme girildiğini savundu.
Dünyanın en büyük reklamcılık organizasyonu WPP'nin CEO'su Sir Martin Sorrell'e göre mecra veya medya sesajdan daha önemli hale geldive bu gelişme yaratıcılarla medyacıların daha ahenkli bir araya gelebilecekleri yeni bir dönem kapısını açıyor
Geçtiğimiz hafta Salı günü Londra’da MediaCom tarafından düzenlenen Beyond Advertising toplantısında konuşan Sorrell, mecranın veya medyanın yaratıcı içeriğin doğasını belirlediğini ve bu durumun geleneksel reklam ajanslarında rahatsızlık yarattığını söyledi.“Yaratıcıların hükümdar olduğu günler geçti ve bugün medya departmanları çok daha ön planda ve merkezdeler. Şimdi dengeli bir durum söz konusu ve böylesi daha iyi. Dünyayı bir zamanlar Don Draperlar yönetiyorlardı ama artık değil.” 
Sorrell şöyle konuştu: “Yaratıcıların çözmesi gereken sorunun doğası değişti. Acımadan doğruyu söylemek gerekirse, mesleğimizde bir gerginlik yaşıyoruz. Medyacıların yapmak istedikleri, Don Draper günlerinde yaratıcılık fonksiyonu olarak kabul ediliyordu. Diğer yandan yaratıcılar da daha fazla medya veya matematik fonksiyonu üstlenmek istiyor.”  
Sorrell’e göre, medyacılar ve yaratıcılar arasındaki kopukluk,  yaratıcıların medyanın önemini unutmaları ile 80’lerin sonunda 90’ların başında yaşandı. Bu kopma, hak ettikleri değeri görmediklerini düşünen medya departmanındaki insaların ayrılıp kendi ajanslarını kurmalarına neden oldu. “Bu bir hataydı fakat sıkılan diş macununu tüpe geri sokamazsınız.”Ancak Sorrell, yaratıcıların ve medyacıların yeni ve daha dengeli şekilde bir araya gelebilecekleri fırsata bugün sahip olunduğuna inanıyor. 
Doğru dijital beceri karışımına sahip doğru yetenekleri istihdam etmenin WPP’nin stratejisinin hayati bir parçası olduğunu belirten Sorrell, “Dev bilgisayar tarlalarına sahip Google, Yahoo, AOL veya Facebook gibilerle veya MIT’de doktora yapmışlarla rekabet edebiliriz demiyorum fakat onlar gibi daha çok insanımız olmalı. Üstelik bizimle çalışmak daha eğlenceli” şeklinde konuştu. 
WPP’nin Asya, Rusya, Çin ve benzeri pazarlarda önümüzdeki beş yıl içinde pazar payını yüzde 45’e yükseltmeyi hedeflediğini belirten Sorrell, aynı dönem içinde dijital işlerin de yüzde 30-45 arasında büyüyeceğini tahmin ettiğini söyledi. 
Sorrell, nisan ayındaki bir diğer açıklmasında da Lehmann Brothers’ın çöküşünü takiben pazarlama disiplininin küçümsenmeye başladığını ve son yıllardaki global ekonomik sıkıntıların başladığını öne sürmüştü.
         (Kaynak: radikal.com.tr)

10 Mayıs 2013 Cuma

Helios Bağışlasın


-Vaktidir,vaktidir;
karanlığın.

Sophokles'in  dediği:
" Bir hikayede neler olacağı her zaman bellidir."
Her zaman bellidir gelen, geçen, gidecek olan.
Geçip gidendir kırlangıçları anımsamak,
anımsamak: geçip gidendir.

Ada'da ad(a)sız kaldığımdan
yaz için Ekim'i bağışlamam lazım.

-Ve güneşi sırtlamam...


30 Nisan 2013 Salı

-düş



Bu yüzyılın sanatı bu;
düşmek,en mavi derinde.
böyle bir kılgıyı nasıl değiştireceğiz?
yada
değiştirebilecek miyiz,değiştirmeli miyiz?
sustuklarımıza düşüyoruz
kendimize düşüyoruz.
hep kendimize sarılıyoruz.
Bu çağ,ruhun karşısında uzam.
düştükçe kırılan ve kırıldıkça yalnızlaşan.
böyle sarsılmaz bir kütle.
bir iki banktan uçuyorum,
dragosun tek ışığından, ayın bana bakan tek yüzünden.
düşmek pahasına uçuyorum.
içimde beslediğim hüma ile.



18 Nisan 2013 Perşembe

Antigoni'den Uzanan Ellerini Öpüyorum


Ellerim milattan önceki zamansızlıktan aşırılmış
zaman en büyük yanılgısı yüzyılların.
ellerim Antigoni' den, dedemden
balık kokar
dedemin sandalının adı karışma sen
dedem sandalıyla huzurlu
anlamlı bir sesleniş günüme:
karışma sen
sus
özüm; Antigoni' den denizde kayıp Halki' ye uzanıyor.

benim özüm.
herşey maviden maviye geri dönmeye çabalıyor.
batan, bu denizde batıyor.
dedem Burgaz'ın
Burgaz dedemin
içinde ki toprağa balıklarını seriyor
köşesine çekildi
yirmi dört yıldır köşesinde
susuyor,konuşmuyor,karışmıyor
benim özüm dedemden kalma mavilik

karışmıyorum,tirşeliğimi dedemin balıklarından alıyorum.